26/6/2007 · Kategori: siir ve edebiyat
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
13/6/2007 · Kategori: siir ve edebiyat
Fetva’ yı imzalayacak kişiyi bulmuşlardır fakat, bir türlü imza
attıramamaktaydı. Bu esnada Elmalılı Hamdi Efendi devreye girdi ve müftü ile
aralarında şu konuşmalar geçti.
- Müftü efendi anlayamıyorum niçin fetvayı imzalamamak konusunda ısrarında
sabitsin. Senin için çok büyük bir istikbali vardır bu fetvayı imzalamanın.
Müftü efendi derin bir üzüntü girdabında boğulmak üzere hissetti kendisini.
Demek ki Devlet-i Ali-i Osmaniyye’de artık Halife’ler böyle durumlara kadar
düşeceklerdi. Gözlerinden bir yaş damladı ve Elmalılı Hamdi’ye dönerek şu
sözleri söyledi.
- Bakınız Hamdi efendi inanıyorum ki, siz şu anda yaptığınız işini
vahamiyetini anlayamamaktasınız. Sultan Abdülhamid gibi şahsı tahttan
indirdiğiniz vakit bu devletin ahvali pek kötü olacaktır.
- Siz merak buyurmayın Müftü efendi, yeni gelecek olan hükümet devleti
Sultan Abdülhamit’ten daha iyi yönecektir ve Devlet-i Ali-i Osmanî eski
günlerine, özlenen günlerine yelken açacaktır. Çok önemli işlerin yapılması
planlanmaktadır. Ben bizatihi bunun içindeyim ve biliyorum.
Müftü efendi ikna etmek için daha ne demeliyim ki diye düşünmekteyken,
kendisine imza için gelen heyet artık sabırsızlanmaya başlamaktaydı.
Kıpırdanmalar ve şikayetler oluşmaya başlamıştı grubun içinde. Elmalılı
Hamdi Efendi işin kötüye gittiğini ve Müftü’nün imzaya yanaşmaması üzerine
son kozunu kullanmak için atıldı.
- Bakınız Müftü efendi, olayını ciddiyetini anlamamakta diretiyorsunuz. Bu
imza için gelen heyet çoktan Sultan Abdülhamid’i öldürmeyi kafalarını
koymuşlardır. Fakat biz bu şekilde kan dökülmeden halline ikna ettik. Eğer
bugün bu imzayı imzalamazsanız, yarın ahirette Sultan Abdülhamid’in kanına
girmenin hesabını siz de çekersiniz. Sultan Abdülhamid’in ölmesini mi
istersiniz yoksa?
- Haşa öyle bir düşüncem olmadığı yedi düvel bilir.
- Öyleyse bu tereddüt nedendir Müftü efendi. Bu fetvaya imza atmakla Padişah
Efendimizin hayatını kurtarmış olacaksınız.
- Hamdi efendi, Hamdi efendi bu fetvada yazdıklarınızın hiçbiri doğru
değlidir. Burada yazan hiç bir suçu Padişah Efendimiz işlememiştir. Ben
bunun altına imza atmakla esas Ahiret’te bunun cezasını çekerim.
- Efendi bizim edindiğimiz bilgiler doğrudur ve gerçektir. Sizin
ulaşamayacağınız yerlerde adamlarımız var ve bunların hepsinin doğru
olduğuna dair başlarına ortaya koyuyorlar. Hem malumunuzdur ki bu imza ile,
belki yüzlerce insanın canını kaybetmesine engel olacaksınız. Sizin
nezdinizde bu fetya yanlış olsa bile, vereceği sonuçlardan ötürü vebale
girmezsiniz.
- Hamdi efendi, bu fetvayı bana imzalatabilmeniz için beni öldürmeniz
gerekirdi. Amma velakin sizin de dediğiniz gibi, Padişah Efendimizin ve onca
masum insanın kanı akmasın diye fetvayı imzalayacağım ama biliniz ki çok
kötü bir şey yapıyorsunuz. İleride çocuklarımız ve torunlarımız sizleri
lanetle yâd edecektir.
Elmalılı Hamdi Efendi imza sözünü duyduktan sonra artık gerisini
işitmiyordu. Arkasındaki gruba dönüp gülümsedi ve Müftü Efendi’nin
imzaladığı fetvayı alıp selam vererek oradan ayrıldılar.
Artık son engel de kalkmıştı. Artık Padişah’ın tahttan indirilmesi için hiç
bir engel kalmamıştı. Bunun sevinci ve zafer sarhoşluğu içerisinde, hal
kararını iletecek olan ekibe fetva verildi ve saraya doğru yola çıkıldı.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
2/6/2007 · Kategori: siir ve edebiyat
İMKANSIZ ŞEYLER
İmkansız olan şeyler vardır bilirsin
Yaşlanmamak gibi, ölmemek gibi.
Ve seni sevmemek çigan gözlüm
Mümkün değil ki.
Çıkarıp atamam içimden
Neyleyim yer etmişin bir kere.
Ne zaman elime bir kağıt alsam
Siner güzelliğin kelimelere.
Yumsam gözlerimi seni seyrederim
Devamlı bir musiki kulaklarımda sesin
Mevsimler seninle başlar, seninle biter
Yıl oniki ay benimlesin.
Ne zaman bir gemi görsem limanda
Alıp başımı seninle gitmek isterim.
Umurumda değil bu oyunlar, bu düzenler
Anlasana; seni arıyor ellerim.
İmkansız düşünmemek gecelerce seni
Ve sevmemek ömür boyunca, bir gün değil.
- Başka çaremiz yok, beni unut - demiştin
Mümkün değil çigan gözlüm, mümkün değil...
Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!
2/6/2007 · Kategori: siir ve edebiyat
GEÇİLMEZ
Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;
Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez.
İçeride bir has oda, yeri samur döşeli;
Bu odadan gelsin diye cağrılmadan geçilmez.
Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada,
Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez.
Varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne, topyekün?
Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez.
Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi;
Usta kaptan klavuza varılmadan geçilmez.
Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse berhava;
Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez.
Geçitlerin, kilitlerin yalnız O'nda şifresi;
İşte, işte o eteğe sarılmadan geçilmez!
NECİF FAZIL KISAKÜREK
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
30/5/2007 · Kategori: siir ve edebiyat
Can Dündarın bu yazısısnı ilk okuduğumda her okuduğumda çok etkileniyorum sizinlede paylaşmak istedim
YORUMSUZ
Bir zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm vardı...
Hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için tavsiye edilen bir metod
vardı içinde..
Deniyordu ki; "arada bir, çok bunaldığınızda,hayatın sizin için çekilmez
hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize 10 dakika ayırın ve kendi cenaze
töreninizi düşünün"...
Cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım...
Ben girişin akabinde pozitif bir gelişme ve tavsiye bekliyordum...
Ama " kendi ölümümüzü ve cenazemizi " düşünmemiz tavsiye ediliyordu...
Tüylerim diken diken oldu ve yazarın saçmaladığını düşündüm o an...
Ama önyargı düşmanı biri olarak okumaya devam ettim...
Diyordu ki; " bunları düşündüğünüzde dünyadaki yerinizi, dünyayı
terkettiğinizde oluşacak boşluğu, sevdikleriniz ve sizi sevenler için
öneminizi anlayacaksınız...
Özellikle insanların sizin için neler söyleyeceklerini, onlar için ne ifade
ettiğinizi hissetmeye çalışın...
O andan geriye dönme şansınız olmadığını, hayat denen kredinizin bittiğini
ve onlara yanıt verme şansınız olmadığını düşünün...
Tekrar sarılma, bir kez daha öpme ihtimalinizin bittiğini hissedin...
Dünyadaki küslüklerin, ayrılıkların, kavgaların
yanında bu acının ve geri dönülmezliğin korkunç
çaresizliğini yaşayın...
Bırakın canınız yansın,
bırakın alevler içinde kavrulsun tüm ruhunuz...
Orada, o musalla taşında düşünün kendinizi...
Seyredin şu an çevrenizde olanların yüz ifadelerini...
Akıllarından ve yüreklerinden geçen
cümleleri hayal edin...
Kitaba devam etmeden bıraktım kenara ve gözlerimi kapatıp aynen düşünmeye
başladım...
Eşimi, oğlumu, annemi, babamı, kardeşlerimi ve diğer tüm
çevremi oturttum tek tek kendi cenaze törenimdeki yerlerine...
Birer birer yerleştirdim tabutumun çevresine hepsini...
Hayatımda çok nadir bu kadar canım yanmıştı...
Görüyordum işte "babaaaa..." diye ağlayan biricik oğlumu...
Eşim kucağında "ağlayan emanetimle" ayakta durmaya çalışıyordu per
perişan...
Koca çınar babacığım, belli belirsiz dualar okuyordu,
o gözümden hala gitmeyen vakur duruşuyla...
Annem, ciğerinden bir parça canlı canlı koparılmış gibi
hem içine hem dışına akıtıyordu gözyaşlarını...
Kardeşlerim, akrabalarım
"çok erken gitti, doyamadı oğluna.." diyordu acıyan ses tonlarıyla...
Ve dostlarım... Onlar da şaşkındı...
Bazısı "daha dün birlikteydik, nasıl olur.." diyordu...
Bunları seyredip onlara "hayır ölmedim, •burAdayım•.."
demek istedim hayal olduğunu unutup...
Sonra anladım yazarın ne demek istediğini daha devamını
okumadan kitabın...
Farkındalık önemli bir kavramdır psikolojide...
Belki de hiç aklımıza gelmeyen ve gelmeyecek bir farkındalığı göstermek
istemişti yazar...
Kitabı okumaya ne gücüm kalmıştı, ne de isteğim...
Almam gereken dersi ve mesajı almıştım...
Şimdi ne kitabın adını ne de yazarı hatırlamıyorum...
Şu an bunları yazarken bile çok kötü oldum...
Bu olayda tek farkındalık da yok üstelik...
Biraz kendime geldikten sonra devam ettim
hayatımın en zor hayaline...
Sırada çevremdekilerin ölümümün akabinde
neler söyleyecekleri vardı..
Usulen ve nezaketen söylenenlerin dışında...
Onlarda bıraktığım izleri,
yaşananları ve yaşanamayanları elden geçirerek
ben konuşturacaktım hayalimde...
İçlerini okuyacaktım, senaryo bana ait olarak...
Yaşarken neler yazmıştım, ölümümle neler okuyacaktım...
Gerçek duygularıydı ulaşmaya çalıştığım, ölüm acısının etkisiyle girilen
duygusal mod değildi, deşifre etmem gereken metin...
Canım oğlumun söyleyecek çok şeyi yoktu...
Özleyecekti, yokluğumu hissedecekti..
Ağlayacaktı aklına geldikçe...
Belki ölümün ne anlama geldiğini hissedecek yaşa gelinceye kadar
sıradan bir üzüntünün ötesine geçmeyecekti duyguları...
Ama hayal bu ya, 18-20 yaşına getirdim 2 saniyede oğlumu...
"hayal - meyal hatırlıyorum be baba seni...
Keşke şimdi yaşıyor olsaydın da erkek erkeğe sohbet etseydik seninle...
Bak mezuniyet törenimde de babasızdım...
Askere giderken kimin elini öpeceğim senin yerine...
Diyecek canı yanarak bir köşede...
Sevgili eşim... Benim muhteşem hatunum...
Nasıl dayanır bensizliğe?...
O ki, benim için her şeyini feda edip koşmuştu bana...
Hayatının tek adamı şimdi toprak olacaktı...
Bir daha " Seni seviyorum " diyemeyecekti...
Bir daha hevesle açamayacaktı çalan kapıyı...
ve her gelen gece bensizliğini haykıracaktı yüzüne...
Her sabah da bensiz başlayacaktı koca gün...
Tek cümlesi takıldı o an içime;
" Oyunbozanlık yaptın be böceğim, hani beraber ölecektik ?..."
Babam-annem,o bugüne kadar evlat olarak
mutlu edecek hiçbir şey yapamamanın acısıyla
kahrolduğum güzel insanlar...
Helaldi şüphesiz hakları...
Bilerek hiç kırmamıştım onları...
Üzerine titredikleri evlatları onlardan önce göçmüştü işte önlerinde ve
dualarına muhtaçtım....
Kaç anne ve babanın çekebileceği bir acıydı ki evladının cenazesinde
bulunmak...
Herhalde insanın uzun yaşadığına üzüldüğü nadir
anlardan olsa gerek...
Diğerlerine geçmiyorum...
Bu yazıyı şu an yazıp sizlerle paylaştığıma göre
"diğerlerine" artık sizler de dahilsiniz...
Düşünün, bir gün bir mail ulaşıyor mail-boxınıza "ölmüş“ diye...
Sizler •kim bilir• neler düşünür ve yazardınız...
Eşim şu an yanımda ağlıyor, sanki gerçekmiş gibi...
Oysa ki yazarın amacı "Yaşamanın ve hala nefes alıyor almanın kıymetini"
göstermekti...
Benim de öyle...
Lafı çok uzattım farkındayım...
Ama dediğimiz çözümü zor süreç 2 satırla özetlenemeyecek
kadar girintili çıkıntılı...
Ben o gün kurduğum o hayalle, canımın tüm yanmasına rağmen
YENİDEN DOĞDUM...
Bilgisayar diliyle "format attım hayatıma"...
Sahip olduklarımın farkına vardım ve hala nefes
alıyor olduğum için şükrettim...
Gözlerimi açtığım anda o kötü ve acı sahne bitmiş,
oyun perde demişti...
Peki ya hayal değil de, gerçek olsaydı ve perde bir daha açılmamak üzere
kapansaydı...
İşte bu final bu yazıyı buraya kadar okumanıza değmiş olmalı...
Belki gerildiniz, kötü oldunuz ama devamını
getirirseniz buna değer bence...
Ben bu akşam melankoliğim ve biraz abartmış olabilirim...
Hani sanatçı ve şairiz ya ondandır belki...
Bence bu yazıyı sadece okuyarak bırakmayın...
LÜTFEN ARADA BİR,
BURADAN ALDIKLARINIZI TARTIN,
DÜŞÜNÜN VE HAYATINIZI GÖZDEN GEÇİRİN...
Ölümün kime ve ne zaman geleceğini
Yüce Allah' tan başka bilen yok...
İşte bu yüzden hazır yaşıyorken ve
nefes alıyorken yapabileceklerinizi yapın,
azığınızı hazırlayın
ertelemeyin...
Bilerek - bilmeyerek
kırdığınız kalpleri tamir edin...
Sizi sevenlere ve sevdiklerinize
daha fazla zaman ayırın...
Ve en önemlisi;
VERDİĞİ-VERMEDİĞİ,
ALDIĞI-ALMADIĞI HERŞEY İÇİN,
TEKRAR TEKRAR ŞÜKREDİN,HAMD EDİN YÜCELER YÜCESİ YARADAN'A
CAN DÜNDAR...
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
« Önceki ::


